5 Şubat 2013 Salı

Divane 3 - Kayıp Tebessümün İzinde


Kayıp tebessümü nasıl bulabilir insan? Şu huzurlu, yerinden memnun olan, en çok yalnızken yayılan hani dudaklarına...

Özellikle senin değilse bu tebessüm, nasıl, nereden bulup da çıkarmalı?

Ah, bulmalıyım, bulmalıyım...

Kelimeler büyük gelmiş olmalı ki boğazıma takıldılar aniden, midem bulanmaya başladı aldığım her nefesle. Göğsümde bir sıkıntı peydah oldu, hızla yayıldı her yere, içinde kor vardı sanki soluk borumun. Nereden gelmişti birden bire bu ateş?

Kaçacak halim kalmamıştı, ben de kendimi bıraktım boşluğuna karanlığın. Yıllar kadar yürüdüm, atladım on sekiz yaz, on sekiz kışın üstünden. Odaya girdim, kapısı her zaman bana açık olan. Ağlıyordu kıvırcık kabarık saçlı küçük kız yatağının üstünde. Minik suratı büyüklere özgü bir hüsranla dolu, kocaman gözleri öfkeli.

"Hiçbir şeyi düzeltemiyorum. Beceriksizim. Herkes mutsuz."

"Düzeltmek görevin değil senin." dedim sarılıp ona şefkatle. "Sen bozmadın. Sen düzeltemezsin."

"Benim hatam. Hepsi benim yüzümden." Böyle olmadığını biliyordu o da, ama bilmekle hissetmek ayrı şeylerdi işte, duymaya ihtiyacı vardı en çok benden.

"Sen bozmadın. Senin suçun değil, biliyorsun." dedim. "Tamam, yanındayım artık."

Bana baktığında kızgın, çok, çok kızgındı. "Hep başkalarıyla ilgilendin. Hiç yanımda değildin. Sana ihtiyacım vardı, gelmedin."

"Özür dilerim." Sarıldım yeniden. Hissettim, öfkesinin kademe kademe inişini omuzlarından. "Çok özür dilerim. Affet beni. Artık hep yanındayım."

Ona koca bir ayı hediye ettim sonra. Bir meleğin masum gülüşüyle değil, doğal çocuk açlığıyla güldü, sarılırken ayısına. Çok sevdim bu gülüşü.

"Adı ne?"

"Ayı Mahmut."

Gülmekten katıldı bu sefer, hayatı kucaklar gibiydi kahkahaları. "O ne biçim isim!"

Ben de güldüm, beraber oynadık, bol bol da sarıldım ona. Uzun süre tekrarladım yüreğine değmesini umut ettiğim sözleri. Şimdilik görüşürüz dedim ona, sonra zamanın kara deliği çekti beni içine ve bugüne kustu. Odamdaydım.

Yatağımın yanına gittim, yorgun bir şekilde uyuyordu, tahmin ettiğim gibi. Yastığına sarılmış, yorganını aşağı atmıştı esmer erkek çocuğu.Üstünü örttükten sonra oyuncak bir zürafa bıraktım yanına, yalnız hissetmesin diye kendini. Elimden gelen bu kadardı, onun yaralarını sarmak ve gölgelerden kurtarmak sabahını, benim yapabileceğim bir şey değildi ne yazık ki. Sıcak yanağını sevgiyle öptüğümde şahit oldum rüyasına; zürafanın üstüne binmiş, kirpi saçlarını bir kalkan olarak kullanıp ilerliyordu onlarca yaz, onlarca kış üstünde. Odadan çıktım sessizce. Biliyordum, gülerek uyanacaktı yine, her zaman öyle uyanırdı çocuk...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder